İlk anımsadığım, o yıllarca defalarca inip çıktığım merdivenlerin yapılışıydı..Dubleks olan ev iki ayrı daireye dönüşüyordu. Üst tarafta biz oturacaktık..Ahşap merdivenler yeşile boyandı.Duvarlar açık pembe..2-3 yaşlarındaydım..Annemin yanında, kokusunu duymadan uyuyamazdım.. Okula başlayana kadar oynamam için bir kum havuzu yaptırdı büyükbabam.O zamanlar bana kocaman gelen bir bahçesi vardı.Merdivenlerle güllerin olduğu bölüme çıkılırdı..Ortada bir kuyu vardı.Ucunda bir kova bağlı olurdu.Tenekeden bir kapak koymuştu büyükbabam üzerine bir de kocaman bir taş.İçine düşmeyeyim diye..İlkokula kadar sürekli o kocaman bahçede oynadım..Büyürken yıllar boyu en çok büyükbabamın eve geliş saatlerini severdim , özlemle de beklerdim..Özenle baktığı güllerini sulardık beraber…Sarı pembe beyaz kırmızı hatta siyah bir gül bile vardı bahçemizde..Anneannem dut ağacının altlarına çilek ekerdi benim için…Bir de sümbüller pembe ve mor…
Annemle ikimize ait bir odamız vardı.Teyzemler ve ninem başka bir odada yatarlardı..Anneannemle de büyükbabam.Bizim oda balkonun yanındaydı.Kocaman bir balkonumuz vardı.Ve sarma yapraklarından bir yeşil tente..Yazın yazlığa gidinceye kadar olan o kısa dönemde leğen içinde sular, yüzen oyuncaklar..Bazen de orda oynardım. Günde kaç kez kim bilir annem ya da anneannem üstümü değiştirirdi..
Dönen dönem hayvan bakma hevesim gelirdi..Önce bir kedimiz oldu, adını mırnav koydum..Sabahları ben okula gitmem için beni uyandırırdı. Balkon camından içeri girer mırr mıırr diye yatağımın üstünden atlar odada dolanır dururdu. Mırnav’la mutlu mutlu yaşarken bir gün kayboldu..Gitti ve bir daha gelmedi.. Sonraları anneannemin onu bir saçağın altında ölü olarak bulduğunu öğrendim. Bunu öğrendiğimde ortaokulu bitirmek üzereydim. Artık bu tür acıları kaldırabilecek durumdaydım…Mırnav’dan sonra bir ara tavşan bakmak istedim. Annemin bir arkadaşı köylerinden bana minicik bembeyaz bir tavşan getirdi.Artık yaz tatiliydi ve bütün günlerimi onla geçiriyordum.. Anneannem basmadan iki etek dikmişti bana. Birinin içinde mor küçücük çiçekler vardı dün gibi gözümün önünde.Tavşanımı severken o üzerime tuvaletini yapar anneannem üstümü değiştirir o eteği yıkar sonra diğerini giydirirdi. O mor çiçekli eteğim kururken tavşanım diğerini kirletirdi. Yazın günler benim minik eteklerimi yıkarken geçti..Tavşanım benden daha yaramazdı. Orayı burayı kemiriyor durduğu yerde durmuyordu.. Ben de alıngan dönemimdeydim sanırım ev halkının söylenmelerine içerlemiş olsam gerek tavşanımı cici annemlerin bir komşusuna -tavşanları vardı onların- bıraktım..Bir kaç gün sonra dayanamayıp geri istediğimde tavşanımın kaybolduğunu söylediler.. Yine sonradan öğreniyorum bir arabanın altında kalmış ölmüş küçük pamuk tavşancığım…Hayvan bakma hevesim bununla da bitmedi…İlkokulda bir şubat tatili balık ve ortaokula giderken de başka hayvanlar getirdim eve…
Biz büyürken Anadolu Liseleri önemliydi..Neye hazırlandığımızı bile bilmeden testler çözüyor hazırlıklar yapıyorduk..Bir sınav vardı, biz de girecektik..Gün geldi herkes gibi girdim sınava ve Edirne Anadolu Lisesi sınavını kazandım..Herkesin neden bu kadar sevindiğini anladığımı söyleyemem..ben evden ayrılacaktım..Sıcacık yuvamdan, annemden, anneannemden büyükbabacığımdan, teyzelerimden..Herkesten..Neresi güzeldi ki bu ayrılığın? Edirne yakındı otobüs veya servisle 1 saat ama geceleri eve dönemeyecektik..Türkiye’de de yatılı okul diye bir şey olduğunu o yıllarda öğrendim..Benim bildiğim tek yatılı okul ilk okul yıllarımda izlediğim bir İngiliz dizisindeydi. Jack adında bir çocuk vardı.Babası ölünce annesi başka biriyle evlenmiş ve üvey babası ilk iş Jack’i yatılı okula göndermişti..Annesi Jack’e uzun, tüylü kalemlerle mektuplar yazıyordu ağlayarak..Jack’inse gözyaşları hiç dinmiyordu..
Annemle babam ben çok küçükken ayrılmışlardı.Ben bir yaşında bile yokken, annem başka bir şehirden beni alıp büyüykbabamların yanına dönmüştü..Şimdi bu mutlu yuvada babamdan ayrı yaşıyorduk..Ve baba kelimesi o kadar uzak ki, yazarken bile yadırgıyorum şimdi..Üzülmek nedir hiç bilmedim büyürken, şimdi büyümüş müydüm bilmiyorum ama yatılı okula gidecek olmam beni hem üzmüş hem de korkutmuştu.. Yokluğumda ya annem biriyle evlenirse? Beni daha az sevmeye başlarsa..Bir de bebek gelirse gibi korkular yaşamaya başladım..Hiç istemiyordum gitmeyi.. Vazgeçtim gitmekten.. Ağladım.. Ama sonra yazlık dönüşünde arkadaşlarımla karşılaştım. Sınavı kazanan herkes mutluydu.. Alışverişlere başlamışlardı. Yurtta kullanacakları nevresimler, pijamalar, valizler, çamaşırlar.. Ve çok yakın iki arkadaşımla aynı okulu kazanmıştık.. Karar değişikliği zamanı!!! Ben de o kervana katıldım.. Alışveriş, hazırlıklar ve Edirne’nin tek kız yurduna kayıt. Annem beni orada bıraktığı gece sabaha kadar uyuyamadığını söyler hala.. Bense yeni bir hayata atılmanın şaşkınlığıyla yuvarlanıyordum.. Okul dışında her şey iyi görünüyordu.. Ya da bana öyle geliyordu. O ilk senenin bunalımlı geçtiğini şimdilerde düşünüce fark ediyorum..
Okulun ilerisinde ama epey ilerisinde bir dere vardı. Havanın güzel olduğu günlerde yürüyüşe çıkardık oraya.. Ne amaçla gittiğimizi hatırlamıyorum ama bir Cuma günü İstiklal Marşı’nı okumadan önce -sanırım son ders de boştu- dere kenarına gidip bir kutuya bulabildiğim kadar su kurbağası topladım.. Çok güzel zıplıyorlardı.. Eğlenceli hayvanlardı su kurbağacıkları.. Çantamın yanındaki ayrı bölmeye yerleştirdim kutuyu. Nefes alsınlar diye birkaç delik ve aç kalmasınlar diye -o günkü aklımla- birkaç ağaç yaprağı.. Servisle süren bir saat yolculukta aç ve havasız kalmalarını istemezdim sonuçta. Eve gider gitmez onları çiçeklerle dolu bahçemize koydum kimseler görmeden.. Geceyi bensiz geçireceklerdi. Sabah ev halkının garip sesleri ile uyandım. Evde bir şeyler oluyordu? “Nerden geldi bu kadar?” diye soruyordu herkes bir birine.. Anneannem şaşkın ne yapacağını bilmez oradan oraya koşuşturuyordu..Bahçeye indim..Kutu bomboştu..Onlarca kurbağa bahçeye yayılmış zıplayıp duruyordu..Ben kurbağalarımın kaçtığı için sızlarken ev halkı neşeyle benim halime kahkahalarla gülüyordu..Bu mutlu kahkahalar ne ilkti bizim evimizde ne de son oldu.. Mutluluğu bu bahçenin kapısında başlardı evimizin..Nice kahkaha dolu hikayeye doğru dağılırdı şen şakrak..
