Geç vakti gecenin..uyumak istiyorum ama beynimde anılar beni bırakmıyor..bir yandan “aşk tesadüfleri sever”in müzikleri odamın sessizliğinde..Bunu yazmalıyım diyor iç sesim..Çok sinemaya gitmem ben..Film sevmediğimden değil..Sırf açık havaya ve insanlara olan bağımlılığından..Çok gülerlerdi arkadaşlarım bana. “sinemaya gideceğime çıkar iki tur atarım Tunalı da, iki insan görür sohbet ederim” derdim..Ama çok sevdiğim unutamadığım filmlere de derin bağımlılığım vardır hani..”Aşk Tesadüfleri Sever” de bunlardan biri..
Geçtiğimiz yıl reklamlarıyla beraber beklemeye başladım..Kış aylarında girecekti vizyona..Fragmanı bile heyecan uyandırmıştı bende..İtiraf etmeliyim ki öncelikle ilgimi çeken yıllarca severek müzik dinlediğim “Manhattan” lı sahne olmuştu..En severek gittiğim mekanlardan biriydi Ankara’da öğrencilik ve bekarlık yıllarımda..Saatlerce o güzel şarkılar eşliğinde belki de deşarj olmuştuk yıllarca..
Sinemaya gitmek herkes için eğlenceli bir aktivite olabilir ama benim için yalnızlığımı paylaşma yolu ya da kendimle baş başa kalma..Tek başına gitmeyi severim ben sinemaya..Yani aslında bunu sonradan fark ettim..Ankara’dan mecburi uzak kaldığım bir dönemdi..Tam da işsiz güçsüz aşksız bir dönem..O rada kalmamı gerektirecek hiç bir şey yoktu..Annemin düşüncesi buydu ya da..Mecburen, yazı ve sonra da kışı geçirmek üzere Fethiye’ye yerleşmek zorunda kaldım..Evimin eşyalarını, anılarımı, acılarımı alıp an ve an uzaklaştım o ışıklı büyülü şehirden..Küçük yapıların yabancıların ve bana yabancı olanların mekanına..Güzel olabilecek iki şey deniz ve kumdu..Bahar aylarıydı gittiğimde, henüz deniz sezonu biz Türkler için açılmış sayılmazdı..Günlerce lacivert bir eşofman altı ve yeşil üstü ile gezdim..Yapacak hiç bir şey, hislerimi paylaşabileceğim kimse yoktu..Elimde bir cola kutusu ve sigaram sahilde gözyaşlarıyla tek tek geride bıraktığım dostlarımla telefonda gözü yaşlı konuşmalar yaptım günlerce çaresiz…Kurtulmanın bir yolu olmalıydı ama o dönemde buna bile gücüm yoktu..Sanırım zamana ihtiyacım vardı tekrar güçlenebilmek ve kendime gelebilmek için..İşte bu günlerde fark ettim sinemaya gitmenin beni rahatlattığını..Bruce Willis’in bir filmi girmişti vizyona..Adını belki de hiç anımsamak istemediğim zamanlarda bıraktığım için hatırlamıyorum..Sinemada en fazla 3 kişi vardı benim dışımda..Rus ordusu ile olan bir savaşı anlatıyordu sanırım..Filmdeki tek güzel şey de çok sevdiğim Bruce Willis’in o harika gülüşü ve gözleriydi..Ya da ben sadece o kadarını anımsıyorum..O filmden umut dolu bir şekilde ve son derece kararlı çıkmıştım..Asla burada yaşamayacaktım..Bende etkisi büyüktür bu adını bile anımsamadığım filmin..Sadece sonunu hiç unutmuyorum..Komutan askerlerini kurtarabilmek için kendi hayatından vazgeçiyor ama bunu öyle bir ustalıkla yapıyordu ki tüm ordu onu bir hain sanıyordu..Ve tabi ki o cesur komutan Bruce Willis’ti..
Filmden bir süre sonra kendimi toparladım ya da evren artık dönme zamanımın geldiğine karar verdi ve ben Ankara’ya geri döndüm..O çok sevdiğim ışıl ışıl, karmaşasında bile bir düzen bulduğun o kente geri döndüm..Ve Manhattan da “Save The Last Dance” i dinlerken mesela sadece o filmden bir sahne ve çok sevdiğim aktörün gülüşü vardı aklımda..
Ve şimdi kendi isteğimle aşkıma kavuşmak için geldiğim bu şehirde yaşarken Ankara’da geçen bir film izleme şansım vardı ve çok heyecanlıydım..Kim bilir ne sahneler izleyecektim aslında tanıdık bana!!Filmin geldiği günü heyecan içinde bekledim..Ve o gün 39 derece ateş, sürekli akan bir burun ve şiş gözlerle yataktan kalkamadım..Hastalığım daha da arttı sanki..Plan yapıp gerçekleştirememek kadar sıkıntı veren başka bir şey daha yoktur benim için..Hafta sonu aşkımın da yardımıyla toparlanıp kendime geldim..Bazen küçük bir çocuk gibi o yanımda yokken daha çok hasta olduğumu düşünüyorum..O bana iyi geliyor..Elini alnıma koyduğun da ateşim düşüyor sanki..Yaptığı bir çorba antibiyotik etkisi yaratıyor..
Hafta başını zor getirdim.Aşkımı işine yollayıp oğlumu okuluna bıraktıktan sonra günlük işlerimi halledip sinemada aldım soluğu.Hazırlıklıydım.Elimde iki paket kağıt mendil çok da ihtiyacım olmamasına rağmen güneş gözlüklerim, ayrılamadığım içeceğim cola…Sinema salonu hafta başı ve öğlen sati olması sebebiyle belki boştu.Üç dört bayan bir de beyefendi..En öndeki sıralardan birine oturdum ve filmi izlemeye başladım..
Ah nerelere gittim..Çocukluğuma.İlk bisiklet kullanmaya başladığım yıllara..Aşkımın o yıllarda kullandığı nedense önü turuncu arkası kırmızı bisikletine..Lise dönemi verdiği konserlere..Bateri çalar aşkım..Çok da iyi çalar..Lise dönemi bütün kızların hayran olduğu şarkıları çalarken onu izleyen hayran gözler..Üzüntülerim..Çektiğim acılar..O bagetleri havaya fırlattıkça her seferinde havada kapıp kızların gözüne sokma isteğim..
Çok şey vardı filmde benden..bizden..nefis bir karışım olmuştu..Ankara..aşkımın olmadığı yıllar onssuz Ankara…Tunalı..Kuğulu park…Kıtır piliç ve tabi ki Manhattan..Zaman nasıl geçti anlamadım.Ve o mendillerin ne ara gözyaşlarımdan ıslanıp tükendiğini de..Etrafıma hiç bakmadım..Kime ne kadar rezil olduğumu öğrenmek istemiyordum.İnsanlar büyük bir derdim olduğunu düşünüyorlardır..Bu kadar içten ağlayan ben miydim sadece?Ne önemi vardı ki..Her sahneyi büyük bir keyif içinde izlemiştim tadına vara vara olması gerektiği gibi.. Filmden çıktıktan sonra arabaya binip dolaşmaya başladım..Nereye gittiğimin önemi yoktu.Henüz dünyaya, İstanbul’a dönmeye hazır değildim..Bir süre daha bu hatırlarla karışık hayal dünyasında kalmayı istiyordum..O güzel sahnelerede..Radyoları karıştırdım.Ve o şarkı başladı..”Hoşçakal”.. Doğrusu filmden çıktıktan sonra neredeyse gözyaşlarım tükenmişti..Son kalan damlaları da bu şarkıda akıttıktan sonra semtimizdeki gölete bakıp aklımdaki sahneleri bir kez daha izlemek üzereydim ki telefonumun alarmı çaldı..Oğlumu okuldan alma vaktim gelmişti..
Eve geldik. Oğlumla okulda neler yaptığını konuşuyorduk. Gerçek dünyaya dönme zamanı gelmişti.Akşam için yemek hazırlamak gerekiyordu, oğlumun bitmek bilmeyen isteklerini yerine getirmek ise hayatımın en önemli göreviydi..Gündüz girdiğim duygusal dünyanın dışına çıkmam şarttı..Kapı çaldı.Gelen kargocuydu elinde bir zarf vardı. Aşkımın iş için Ankara’ya gelmesine sebep olan ve sonra da oğlumun ikinci ismine babalık eden arkadaşımızdan geliyordu..Bu arkadaşımızın ve eşinin hayatımızda önemli yerleri vardı..Öyle ki oğlumuza adını verdik…Zarfa baktım adım yazıyordu..Şaşırdım..Zarf aşkıma olsa şirkete giderdi..İş bağlantıları var çünkü..Ama eve ve bana gelmişti bir an tereddüt ettikten sonra zarfı açtım..Açarken garip bir heyecan vardı içimde..Ne olabilirdi ki?
Zarfı açtığımda gözyaşlarına boğuldum. Elimde AŞK TESADÜFLERİ SEVER’İN cd si üzerinde güçlükle okuyabildiğim şu not “Sevgili Banu ve Cenk , Filmi izlerken de müziklerini dinlerken de aklıma hep siz geldiniz.Sevginiz daim olsun…İmza; T.Ş.Ü.
