Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum yazarken.Kayboluyorum kelimelerin içinde..Bazen susadığımı bazen acıktığımı fark ediyorum..Bazen bakıyorum kahvem soğumuş masada bazen buz dolu içeceğim ısınmış..Kağıtların kitapların fotoğrafların arasında kalmış bir tepsi gözüme ilişiyor..İçindeki tabakta iki kurabiye..Soğuyan kahve neyse de…Acıkmışım sanırım..Küçük bir parça ısırıyorum..Yüzümde kocaman bir gülümseme işte o tat..
Anneanneciğimin kurabiyeleri..İlk çocukluğuma dönüyorum yine..Sonra okul yıllarına..Yuvarlak “davul” dediğimiz fırınlar vardı..Anneannem sık sık bu kurabiyelerden yapardı..Sevgisi de içinde..Nasıl da tatlı gelirdi..Bize olan sevgisini sarılmanın, korumanın, her şeyimizle ilgilenmenin yanında sevdiğimiz şeyleri bizim için yaparak gösterirdi..Halaa da öyle..Allah uzun ömür versin..
Anneannem o sessiz inatçı kadın..Hayatımda tabi ki kocaman bir yeri var.Annem eşinden ayrılıp ben küçücük bir bebekken ailesinin yanına döndüğü o günden beri sarıp sarmalıyor beni..Sevgisiyle,hayata olan enerjisi ve yılmazlığıyla,mis gibi çiçekleriyle, lezzetli yiyecekleriyle, elinden her ne geliyorsa tüm verebildikleriyle..
Vermeyi seven bir kadın..Belki de “hiç tanıyamadım” dediği “anacığının” göremediği sevgisini veriyor, dağıtıyor, paylaşıyor bizimle..Benimle, kendi çocuklarıyla ve kuzenlerimle..Ve tabi ki Büyükbabamla..
Çok küçük yaştaymış büyükbabamla evlendiğinde..”Anacığımızın kaç günlük ömrü kaldı, beraber oturun” demiş büyükler..Büyükbabamın annesinin yanına gelin gitmiş..Çok anlaştıklarını söyleyemem.Ninem dominant bir Bulgaristan göçmeni, Evin “ata”sı olmuş bir kadın..Dünya kendi çevresinde dönsün ister..Çocukları da..belki anneannemin sessiz direnişleri onu daha da hırçın yapardı.Küçük atışmalarını anımsarım..Ninem söylenir anneannem sessizce işini yapmaya devam eder..Güzel olan bir şey vardı büyükbabam asla anneanneme laf ettirmez kendi de etmezdi..Ninem de her erkek annesi gibi bundan hoşlanmazdı..Bu küçük söylenmelerin dışında hiç kavga gürültü olmazdı evimizde..
Sabahları her zaman erken kalkardı annenannem.Bir sabah bir yorgan dikerken, bir sabah çiçeklerin saksını değiştirirken, bir sabah bahçede bir yere küçük bir kümes yaparken ,dantel örerken, gazete ya da dua okurken,tesbih çekerken bulurdum onu..Kahvaltı hep hazır olur bizi beklerdi..Ne çok hobisi vardı..
Belki de onu hayata bağlayan bu hobileriydi..Sevgiyle büyük bir şevk ile uğraştığı hobileri..Lise son sınıftaydım sanırım bir haftasonu okuldan eve geldiğimde anneannemi yatakta buldum..Ve dolapta çok sevdiğim kaseler dolusu zerde…Hafta arası göğsünde bir kitleden şüphelenilmiş ve parça alınmış..Ameliyat olmuş ve ben üzülmeyeyim korkmayayım diye kendince zerde yaparak bana iyi olduğunu hissettirmeye çalışıyor..Bir kaç hafta sonra geldiğimde ise dolapta zerde de yoktu anneannem de..Ameliyat olmuş bir göğsü alınmıştı..Hastanedeydi…O hastane sahneleri yok hatıralarımda..Silmişim sanırım..Sonraki uzun süreç yaz dönemine geldiği için yakınındaydım hep..Sıcaktan azan yaraları, şuha tedavisi, kendini toparlayıncaya kadar geçen uzun bir zaman..Yine de hiç yemeksiz bırakmadı bizi diye hatırlıyorum..Onun için “ben iyiyim” demenin yolu..
Geçti sonra..Yaralar da kalmadı kötü hastalık da.Yendi anneannem çiçekleriyle, dantelleriyle,ördüğü ve hiçbir zaman kullanmaktan hoşlanmadığımız ama hep çok güzel olduğunu söylediğimiz paspasları, salçaları, reçelleriyle…Yendi ama bitmedi tatsızlıklar…Üniversite için Ankara’da olduğum yıllardı.Olayın üzerinden çok zaman geçtikten sonra annemden duydum anneanneciğimin felç geçirdiğini..Duvarı silmeye kalkarken topuğunu kırmasından önce miydi, sonra mı hatırlamıyorum..Ben Ankara’dan büyük bir üzüntü ve korkuyla eve geldiğimde anneannemi yine mutfakta buldum..Bana en sevdiğim yemekleri hazırlamış ve bu kötü hastalığı da yenmişti.Sadece bir söylem olarak kaldı o felç benim için..Bu güçlü inatçı kadın bizleri geride bırakmamak için onu da yenmişti ve yine dimdik mutfak tezgahının önünde duruyordu…Sessiz üzüntüler yaşıyordu mutlaka.. Tek göğsünün alınması, tek elinin hafif hissiz kalması..Ama onu yıkmıyor hayata daha da bağlıyordu bir şeyler..
Tabaktaki kurabiye bitmişti.İkincisini almak için uzandığımda tepsinin kenarına boynumdan çıkarıp koyduğum kolyeye değdi elim..Tığla örülmüş anneannemin göz nuru kolye..Anneannemse benim gözümün nuru..Yaklaşık iki yıl önce vermişti bana.O aralar bu kolyeleri üretmeye başlamıştı.Belki bahçeli evimizden apartman dairesine taşındıktan sonra balkondaki çiçekler doyurmamıştı ruhundaki çiçek sevgisini..Bana bu kolyeyi verdiği gün geldi gözümün önüne..İki damla gözyaşı aktı kolyedeki mor çiçeğe..Nasıl bir yüreği vardı??
Bir tatil dönemi ailemin yanındaydım..Anneannem çok şey istemez kimseden, her işini kendi halletmeye çalışır.Ama artık eskisi gibi yürüyemiyor. Mezarlık uzak evimize. Babasının mezarını ziyaret etmek istiyordu..Pazardan beş adet gül fidanı almış babasının mezarına ekmek istiyordu..Arabaya, gülleri, suyu, kazmak için küçük bir iki alet koydu bir torba içinde..Sessizce yürüdü mezarların arasında. Babasının başına geldiğinde duasını edip çiçekleri ekmeye başladı..Gözlerinde yaşlar yüreğinde belli ki büyük bir özlem.”Anneciğimin mezarı bile yok kayıp” dedi..Orada işini bitirip diğer bir mezara yöneldi..Önünde olduğu ninemin mezarıydı, kayınvalidesinin…Elinde babası için aldığı beş gül fidanının üçü vardı, yine gözlerinde yaşlar dudaklarında şu sözler “Bana hiç evladım demedin ama ben seni annem bildim beni sen büyüttün Allah taksiratlarını affetsin….”

yaa Banuuu mahvettin beni annemi,anneanneni ne güzel anlatmışsın, yazının ortasında kaldım okuyamadım, gözyaşlarımdan ,ne diyeyim ben sana yazdıklarını ben de fazlasıyla yaşadım ama senin gözünden kaleminden okumak başka oluyor,anlattıklarının kat kat fazlası var eksiği yok okuyunca anlıyor insan herşeyin değerini ,yavrum kalemine duygularına yüreğine sağlık ,hep mutlu ol sen seniii çokk SEVİYORUMMM …
kalemine, yüreğine sağlık kuzen… sabah sabah 2 damla yaş akıttın gözümden.. umarım senin torunlarında seni bu şekilde anar ve sever günün birinde..