Son Hediyem

 

Fotoğraf çekmeyi çok severdi büyükbabam… Çok eskiden ben daha küçücükken yeni evlenen insanların mutluluklarını ebedileştirmek için, ya da sünnet olan bir küçük adamı mutlu etmek için fotoğraf çekme işini üstlenirdi. Biz de giderdik onunla köylerdeki düğünlere. Sanırım o zamanlarda fotoğrafçı yoktu düğünlere giden.. Ya da büyükbabam hobisi bir değer kazansın istiyordu insanlar için. O hep insanlar, özellikle gençler ve çocuklar mutlu olsun gülümsesin isterdi.. Ve bir şekilde hissettirmeden ezmeden destek olmak…
İki iskemle arasına uzatılan bir tahtaya oturur heyecanla tahta bir sandıkla dağıtılan lokumları beklerdim.. Düğündeki tek eğlencem lokum yemek ve büyükbabamı fotoğraf çekerken izlemekti. Yıllar geçip yaşı ilerleyince bu hobisi sadece aile arasındaki güzel anları fotoğraflamakla devam etti. Geniş bir ailemiz vardı. Pikniklerimiz, yılbaşı ve doğum günü kutlamalarımız hep bir şölen halinde geçerdi.. Ve tabi ki bayramlarımız…Büyükbabam tüm bu güzel günlerin ileriki yıllara güzel bir hatıra olarak taşınacağını söylerdi bu fotoğraflarla ve ”Bir gün ben gideceğim işte bu fotoğraflar hatıra kalacak” diye de eklerdi.. O bunu her söylediğinde küçücük kalbim adeta büzüşür içimde tanımlayamadığım bir acı hissederdim.. Beni bırakıp nasıl giderdi ki?? Ben onun biricik küçücük torunuydum.. Onsuz bu kocaman dünyada nasıl yaşardım??
Neyse ki büyükbabam uzun yıllar boyu bizim fotoğraflarımızı çekmeye anılarımızı ölümsüzleştirmeye devam etti..Taa ki bizler büyüyüp elektronik makineler akıllı telefonlar alıncaya kadar..Ama onun bizi yıllarca fotoğrafladığı Minolta marka harika makine hep odasında durdu. Bir ara işe yaramadığı için elden çıkarmak istedi.. O makinenin bende çok büyük önemi vardı.. O makine giderse büyükbabamdan çok şey gider diye düşünüyordum. O makine giderse büyükbabam belki de artık kendini işe yaramaz hissedecek ve içten içe incinecekti.. Zaten pek çok hobisini yaşı gereği geride bırakmıştı.. Ve anılarında.. Bir de fotoğraf makinesi giderse !!! Şiddetle karşı çıktım.. ”O makine benim ileride bana verirsin şimdi dursun “dedim.
Birkaç yıl önceydi, şu lanet öksürük büyükbabamı çok yormuştu. ”Yaşam sevincimi kaybetmeye başladım” demeye başlamıştı.. Yaşı 87’ydi bu sözü ondan ilk duyduğumda.. İşte şimdi gerçekten korkmaya başlamıştım onu kaybetmekten. Yaşam sevincini kaybettiğini söylüyor zevk aldığı hiçbir şeyi artık yapamıyordu.. En önemlisi sadece keyif için içtiği sigarayı ve koca bir ömür arkadaşlık ettiği içkileri bırakmıştı.. Bu gerçekten hayattan vazgeçtiğinin göstergesiydi.. Evet birkaç yıl önceydi, bir bayram günüydü tüm aile evde toplanmıştık yavaşça yanıma geldi, elinde fotoğraf makinesi vardı.. “Bu makineyi al” dedi.. ”Şurası durmaktan sertleşmiş yağlarsan açılır” Yıllar çok yıllar öncesinin makinesi.. Öyle bir fotoğraf çekip ardından diğerini çekemiyorsun.. Zaten 36 poz var içinde bir pozu çektikten sonra bir düğmesi var onu çevirip makineyi bir sonraki pozu çekmek için hazırlıyorsun.. İşte tam o düğme bozulmuş basmıyor.. “Tamam” dedim “dursun burada sonra alırım” ..O “sonra” nın büyükbabam bu dünyadan gittikten sonra olduğunu o da biliyordu ben de.. Ben daha çok yıllar orada dev bir çınar gibi duracağını düşünüyordum, ya da öyle olsun istiyordum..
Bu konuşmadan üç yıl sonra, bu yazıyı yazdığım şu günden tam üç ay önce büyükbabamı sessizce sonsuzluğa gönderdik.. Çocukların bayram kutladıkları 23 Nisan gününün gecesi.Bayramı bize zehretmeden kutlamalar bittikten sonra çok sevdiği çocuklar uykuya daldıktan sonra gece yarısını geçince sessizce uykusunda ya da anneannemin onu uyuyor sandığı bir anda bizi bırakıp sonsuzluğa yükseldi..
Bende yarattığı acıyı kelimelere dökemeyeceğim gibi burada detaya da girmeyeceğim…Tek gerçek büyükbabamın artık gittiği….Hayattan ümidini keserek adeta ölümü bekleyerek geçen bir üç yıldan sonra ebedi sonsuzluğa gittiği…
Onu uğurladıktan 52 gün sonra duasını okumak için eve döndüğümde artık makinemi alacaktım.. O gün gelmişti. Bulunduğu dolaptan aldım.. Şimdi bu makineyi tamir ettirmeliydim.. Ama kime emanet edebilirdim ki böyle değerli bir şeyi.. Elimdeki makineye öylece bakıyordum.. Beynimde dolaşan binlerce fotoğraf karesi arasından bir “klick” sesi geldi.. Elim gayri ihtiyari makinenin düğmesine gitmiş ve makine içinde bulunana 36 pozdan 11.sini çekivermişti.. Gözyaşlarım akarken, yüzümde küçük bir gülümseme belirdi.. Büyükbabacığım gitmeden önce makineyi tamir edip içine bir film yerleştirip bana öyle bırakmıştı.. Ve içinde onun objektifinden bana kalan ve halaa içinde ne olduğunu bilmediğim 10 poz vardı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir