Sahur Vakti

Sahur vakti… Balkondayım.. Sessizlikte uzaktan bir davul sesi.. Tek tük geçen otomobiller, bir iki kadın sesi… Karşı sitede yanan birkaç dairenin ışığı… Ramazanda sıradan bir gece… Yaşlanıyorum sanırım…Ya da yaşlandım.. Eski ramazanlar geliyor aklıma… Bir şenlik havasında geçen eski güzel ramazanlar… Aklıma düştü ya kalkıp dolaptan akşamdan kalan pilavı çıkarıyorum. Yanına “hoşaf” yok ama hep sevmişimdir pirinç pilavını.. Belki de ramazanın güzel tadını bıraktığı için aklımda, damağımda. Bir çatal alıyorum pilavdan öylece bırakıyorum gerisingeri.. Onun da tadı yok artık..

Neşe içinde gelirdi ramazan ben küçükken.. Hazırlıklar , temizlik, alışveriş sanırsınız bayram geliyor.. Anneannem alt kattaki boş daireyi temizler, yerlere minderleri serer, iskemleleri hazırlar adeta küçük bir camiye çevirirdi evi.. Mukabele başlardı ramazan gelirken.. Bütün komşular bizim alt katta toplanır Kuran okurlardı..30 gün aynı saatte, herkes aynı yerinde, ellerinde kuranlar…Gülsuları alınır, evde ve dükkanda ne kadar vantilatör varsa toplanır, o kalabalık ve o sıcaktaki hava biraz olsun ferahlatılırdı.. Tıpkı gönlümüz gibi.. Manevi bir ferahlık verirdi o mukabeleler…

Akşam iftar olurdu sonra.. Sokakta, kapı önünde ya da camda beklerdim hocanın duayı okumasını.. Büyükbabam o saatlerde gelmiş olurdu dükkanından.. Mutlaka elinde ya  meyve, ya tatlı ve tabi ki benim için her zaman atlamadan bir paket çikolata.. O odasında, yatağında dinlenirken anneannem de sofrayı hazırlamış olurdu.. Annem  o saatte bankadan çıkabildiyse eğer salatayı yapıyor olurdu.. Ve hocanın ilk sesiyle ben salona koşardım “okunduuu, okunduuu!!!” diyerek.. O arada caminin ışıkları da yanmış olurdu.. İlk hurmayla açardık orucumuzu… Şimdiki coca cola reklamları tadında bir sofrada neşe içinde yerdik iftar yemeğimizi…

İftardan sonra başka bir telaş başlardı.. Anneannem bulaşıkları yıkayıp teravih namazına yetişmeye çalışırdı.. Ben de peşinde.. “Büyük camiye gidelim bu akşam” derdim. Maksat çarşıya çıkmak gezmek olsun. Anneanneciğim kırmazdı beni alırdı yanına.. Ayağımda uzun bir etek, başımda başörtüsü takılırdım peşine.. Çok da uzun sürerdi şu teravih namazları ama olsun sonra annemleri ve diğer akrabaları da alıp parka giderdik.. İlçemizin tek eğlence yeri olan parka.. Yoldan çekirdek  alır parkta gazozla beraber  yerdik.. Ve tabii sonrasında dondurma…

Büyükbabam teravihten sonra eve gelmez “lokale” giderdi.. Sahura kadar arkadaşlarıyla olurdu. .Ben hep erkenden eve gelsin istesem de ramazanda pek ses çıkarmazdım.. Çünkü büyükbabam  sahurda eve gelirken fırından yeni çıkmış “beyaz simit”lerden  getirirdi.. Ramazana  has bir simit çeşididir beyaz simit.. Öyle kızarmış her tarafı susam kaplı değil de, beyaz, üzeri az susamlı, değişik bir kokusu olan –sanırım maya kokar- bir simittir. Elinde simitlerle sokağın köşesinden dönerken beline çakısıyla birlikte astığı anahtarlığı (büyükbabamı ebediyete gönderdiğimiz gün odasına girdiğimde kapının arkasında asılı duran pantolonunda asılıydı o çakı ve anahtarlar.. O gün onları oradan aldım ve şimdi her yere benimle geliyorlar) yerinden çıkarır eline alır ve o sessizlikte tatlı bir şıngırtı duyulurdu ve büyükbabamın ayak sesleri.. Ardından aşağıdaki demir kapı açılır ve tahta merdivenden yukarı çıkarken  hafifçe bir öksürürdü.. Bu naifçe ben geliyorum demekti.. Bu sesler benim için dünyadaki en güzel melodilerden daha güzel gelirdi.. Çünkü büyükbabamın geliş sesisydi..

Anneannem  sahurda herkesten önce kalkar  “temcit pilavı”nı pişirir, sofrayı hazırlar, bizi öyle uyandırırdı…Eğer geç yatmış ve kalkmakta zorlanıyorsak  büyükbabam hemen  “bırak uyandırma kalkmayacak belki” derdi.. Ama ben zor da olsa, oruç tutmayacak da olsam o sahurlara hep kalkmayı isterdim.. Sırf o beyaz simitten ve temcit pilavından yemek için.. Ve tabi kiyanında buz gibi komposto. Ama bizim evde “hoşaf” denirdi ona.. O simidin de, pilavın da, hoşafın da  tadı farklı gelirdi bana..

Şimdi  uykumun en tatlı yerinde de olsa kalkıp onlarla o sofrayı paylaştığım için o kadar mutluyum ki… O günler de, o şen sofralar da, o lezzetler  de tıpkı büyükbabam gibi bir daha asla geri gelmeyecekler.. O eski ramazanlardan geri kalan, sadece- tıpkı büyükbabamın sonsuzluğa giderken bana söylediği son cümleler gibi- “güzel hatıralar”.. Ve aslında o güzel tatlar o hatırlarda gizli..

Sahur Vakti” için bir yorum

  1. canım benim gene okudum ,gene ağladım, birlikte yaşadığımız yılları, hüzünlü ve sevinçli yılları hatırlatıyorsun, güzel yazılarınla ,yüreğine kalemine duygularına sağlık, seni seviyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir