Annem’e..

 

 

Her zaman ojeli, uzun tırnakları vardı. Orta boylarda, düzgün fiziğe sahip bir kadındı… Yakın zamana kadar otuzsekiz beden giyer, hiç şaşmazdı… Upuzun kirpiklerinin çevrelediği iri kahverengi gözleriyle bana çok güzel bakardı ama en önemli özelliği güçlü bir kadın olmasıydı… Aklına koyduğunu yapar, kimse onu hedeflerinden alıkoyamazdı, o benim annemdi…
Onu düşündüğümde aklıma gelen ilk kare,  beni uyandırmaya çalışırken bir yandan makyajını tamamlayışıydı… İlkokul yıllarımda sabahları benden önce kalkar ve işe gitmek için hazırlanmaya başlardı… Her sabah içime işleyen yumuşacık bakışı, güzel ses tonu ve aynı sözcüklerle uyanırdım: “Banuuu, Banu… Hadi kızım kalk artık, geç kalacaksın! Banuu, hadi yavrum…”. O uyduğumu sanırdı, oysa ben zevkle onun hazırlanışını, farı büyük bir ustalıkla sürüşünü, iri gözlerini daha da belirginleştirmek için çektiği kalemin göz kapaklarındaki hareketini, rimeli upuzun kirpiklerine dikkatle sürmesini ve son olarak da rujunu sürüşünü izlerdim… Saçları genelde bir gün önceden fönlü olurdu. Kimse rengi konusunda net bir şey söyleyemezdi; bir dönem sarı, bir dönem röfleli, bir dönem kızıl, kahve, soğan kabuğu gibi akla gelebilecek her renge dönüşen saçları hakkında… Bense en çok röfleli halini severdim…
Annem işine, ben de hemen evimizin ilerisindeki okuluma giderdim. İple çektiğim öğle teneffüslerinde soluğu hemen onun yanında, bankada alır; masasında sürekli hesaplarla uğraşırken bulurdum onu… Tükenmez kalemlerin çok yakıştığı ellerine bakardım; kalemi tutuşuna, zarif hareketlerle banka cüzdanlarına yazışına… Bazen bankadaki arkadaşlarıyla öğle yemeği yerdik. Yemek sonrası içtiği bir adet “Parliament” bile ojeli, uzun tırnaklı parmaklarına çok yakışırdı… “Yemekten sonra keyif alıyorum bir tane içince” derdi… Sigara paketini daima çekmecesinde ve çantasında taşır, başka marka sigara kullanmazdı. Zaten çok da içmezdi şimdilerde olduğu gibi!
Okul dönüşü tekrar yanına uğrar, hiç sıkılmadan işinin bitmesini beklerdim. Bazen yanındaki boş masada ödevlerimi yaptığım olurdu. Hep onu izlerdim, ödev yaparken bile… Giydiği kıyafetler ne kadar da güzel dururdu üzerinde! Pantolon sevmezdi pek, belki de yasaktı o dönemlerde bankada pantolon giyilmesi, emin değilim ama giydiği etek ve gömlekler üzerinde öyle hoş dururdu ki sanki terzi gelmiş, ölçü almış ve üzerine göre dikmiş gibi dururdu… Oysa ne alırsa alsın, denemesine ya da tadilata gerek kalmadan otuzsekiz beden tam oturur ve üzerinde muhteşem dururdu.
Her günüm onunla geçerdi, onun da benimle… Kalabalık ailenin içinde mutluluğumuzu paylaşırdık ama ben onu kimseyle paylaşmayı sevmezdim! Hep benimle olsun, benimle ilgilensin isterdim. Belki de bu yüzden zor olmuştu ilkokul sonrası sadece kırkbeş dakika uzaklıktaki Edirne Anadolu Lisesi’ne giderek yurtta kalmaya başlayışım…
Zor alıştım yalnızlığa, bir başına kalmaya koca şehirde… Hafta sonlarını iple çekerdim anneme kavuşabilmek için… Annesiz uyumak ne zordu, kimse beni “hadi yavrum” diye uyandırmıyordu artık…
Sonrasında benimle birlikte okuduğum okul da büyüyüp isim değiştirdi ve üniversite oldu; şehir daha da uzaklaşıp Ankara oldu! Annem hep ojeli uzun tırnaklı, röfleli saçlı ve otuzsekiz beden kaldı benim için… Ve o güzel yumuşacık bakışı gözlerimde…
Artık tatiller dışında, yılda üç-beş kez görebilir oldum o güzel yüzünü. Sonra okul bitti, çalışma hayatım başladı. Annem çoktan emekli olmuştu… Artık sabahları erkenden uyanıp makyaj yapmıyordu, çoğunlukla kot pantolon, eşofman ya da daha rahat şeyleri tercih eder olmuştu. Doğal olarak bir beden değişmişti ama hala aynı kare vardı gözümün önünde… Yıllar önce uyanıp yataktan kalkmak istemeyen bir çocuğun gözünden bakmaya devam ediyordum anneme… Ojeli uzun tırnakları, rimelle belirginleştirilmiş uzun kirpiklerinin çevrelediği iri gözleri; her daim yapılı, röfleli saçları. Bir de kulağımda bana seslenirken yankılanan ses tonu; sevgi dolu ve yumuşacık…
Evlendim sonra. Bu, çoğu kız için olduğu gibi bir ayrılık değildi; aksine kavuşturdu evliliğim annemle beni… Yakınlaştım ona. Aşkım için Ankara’yı bırakıp İstanbul’a geldim. Çok şey değişti hayatımda. Eh, tabii ben de değiştim, büyüdüm hatta olgunlaştım. Annemse beni hep bekledi, hep özledi. Benimle sevindi, benimle üzüldü… Küçücük bebeğiydim ben onun gözünde hiç büyümeyen… Benim bebeğimi büyütürken bile değişmedi bana bakışı; hep aynı baktı bana yıllarca; küçücük savunmasız bir bebeğe bakar gibi! Her an korumaya hazır, bir şey olsa bir kaplana dönüşüverecekmiş gibi ama yumuşacık…
Biliyorum onun için hiç büyümedim ben, hiç de büyümeyeceğim. Her şey değişse de şu dünyada bir tek onun bana bakışı değişmeyecek, bir de benim aklımda kalan o kareler… Uzun tırnaklı ellerinde ojeler, iri gözler, röfleli ve fönlü saçlarıyla güçlü bir kadın; otuzsekiz beden…
Anneler günün kutlu olsun anneciğim…
Hep böyle kal! Ne gönlümde,  ne de gözümde değişme hiç…
Varlığın büyük destek bana…
Tüm sevgimle…

Annem’e..” için 2 yorum

  1. Banu; yine harikalar yaratmışsın, ama yazından çok bir insanın annesinin harika bir kadın oluşu ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi, Senin ve Annenin anneler gününü kutluyorum… Yüreğine sağlık

  2. banucuğum anneni öyle güzel anlatmışsın ki söyleyecek söz bulamıyorum .harikasın küçük anne mutluluğunuz daim olsun seyhan&banu

Metin Özsunar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir